-???-
DİASPORA HABERLERİ > DİĞER TAZMİNATLAR
YENİ TEHLİKE!
YENİ TÜRDE ERMENİ TAZMİNAT PLANLARI..
Sigorta ile de bitmiyor, Türkiye hazırlıklı ol !
Aşağıdaki bilgiler Dr. Dickran Kouymjian tarafından Fresno şehrindeki Kaliforniya Eyalet Üniversitesi'nin Ermeni Kürsüsü'nde açıklanıyor.
Profesör Dickran Kouymjian 1934 Polonya doğumlu. Bir tarafı Amerikalı bir tarafı Ermeni ve Şikago'da büyümüş. 1977 de davet üzerinde Paris'ten Kaliforniya'nın Fresno şehrine taşınıp Ermeni kürsüsünü kurmuş.
Bakınız Kuyumcuyan, artık sigorta işini cepte keklik görüp daha nelerin peşinde olacaklarına dair ne açıklamalarda bulunuyor?.
Dünya kamuoyu ve politik altyapısını son derece ciddi ve bilimsel metotlarla hazırladıklarını artık tahmin değil tecrübelerle bildiğimiz Ermenilerin aşağıda belirtilen tipteki sözlerini, sigorta konusunda da olduğu gibi "yok canım bize olmaz" yaklaşımı ile yorumlayamayız.
İşte Dickran Kouymjian'ın Türkiye'den yeni tazminat istemlerine yönelik yeni iddiaları:
"2005'te Avrupa ve Amerika gazeteleri 2. Dünya Savası öncesi İsviçre bankalarına büyük paralar yatıran kişilerin isimlerini yayınladılar. Bu paraların sahiplerinin büyük bir bolumu paralarını geri almadılar, çünkü Yahudi soykırımında sağ çıkamadılar. Artan kamuoyu baskısı altında, töhmet altında kalmak istemeyen İsviçre bankaları, aradan 55 yıl geçtikten sonra, ayrıca Almanlar tarafından da ülkelerine akıtılan paraları kabullendiler ve soykırımı kazazedelerine milyarlara dayanan ödemelerde bulundular.
Ermeni varlıklarına da 1915 Osmanlı hükümeti tarafından el konulmuştur. Osmanlı maliyesi bu konu ile ilgili olarak detaylı kayıtlar tuttu. Ermeni parları da, aynen Hitler'in Yahudileri'nin altınları gibi, Avusturya ve Almanya bankalarına yatırılmıştı..
Bunun delili olarak.. İngiliz Başbakanı Ramsay MacDonald'a, yine eski bir başbakan ve Herbert Asquith tarafından verilen ve Ermeniler'e neden yardım edilmesi gerektiğini açıklayan bir resmi deklerasyonun 4. paragrafında şuna rastlanmaktadır: Türk hükümeti tarafından Berlin'deki Reichsbank'a yatırılan 5 milyon Türk Altın Pound'u (yaklaşık 30.000 kg altın) ya tamamen ya da büyük bir oranda Osmanlılar'ın Ermeniler'in ellerinden aldığı altınlardır.'
Constantinople hükümetine sonradan iade edilen bu altınların bugünkü değeri 320 milyar dolardır'.
Türk bankaları ve Türkiye hükümeti de eski Ermeni hesap sahiplerinin isimlerini açıklamalıdır ve Ermeni altınlarını iade etmelidir. Türk hükümeti, İsviçre bankalar gibi soykırımı kazazelerine yardım fonları açmalıdır. .
Bunun da ötesinde Türk hükümeti Ermeni tarihi yapılarını da tahrip etmiştir. Bu varlıklar Ermeniler'den alınmış ve dikkatlice planlanarak Türkler ve Kürtler arasında dağıtılmıştır.
Sigorta, banka paraları, hisse senetleri, devlet tahvilleri gibi likit paranın yanında Ermeniler'in evleri, arsa ve arazileri, iş yerleri, ve fabrikalarına da Osmanlılar tarafından el konulmuştur.
Bu malların detaylarına erişmek mümkündür. 1912'de Osmanlı Hükümeti tüm azınlıklarından mal varlığı beyanında bulunmasını istedi. Bu bilgiler soykırımı oncesi malvarlıklarının akıbetinin takibi açısından bir temel teşkil etmektedir
1915 öncesi Ermeni varlıkları hakkında çeşitli açıklamalar vardır.
1919 Paris Baris Konferansı'nda Aharonian ve Boghos Nubar Paşa 1840 Ermeni kilisesi, 119 manastır, 1439 okul, 29 lise ve 42 yetimhaneyi kayıt altına aldırmıştır. Sonraları, Ermeni Konstantinopol patrikliğinin 1913-1914 raporları 2538 kilise, 451 manastır ve 1996 okuldan söz etmiştir.
Bugün İstanbul dışında Ermeniler'in sadece 6 kilisesi vardır. Manastırları ve okulları yoktur. Geri kalan 2500 kiliseye ne olmuştur?
Ermeniler'in en büyük kayıpları, her ne kadar sonradan üzerlerine kişi başına para değeri biçilmişlerse de, Ermeni milleti olmuştur.
Paris Barış Konferansına sunulan ortak raporlar göre Ermeni kayıp paraları ve mallarının dökümü dikkatlice belirlenmiştir.
Tutanaklar 1.800.000 öldürülmüş, kayıp ve göçe zorlanan Ermeni insanına göre belirlenmiş olup, kırsal kesim Ermenileri: kayıp binalar( ev, ahır, depo, değirmen), ekilmiş ve ekilmemiş alanlar, çiftlik malzeme ve makineleri, bireysel eşyalar (ev eşyası, giyim eşyası, takılar), yıllık hasat kayıpları, hayvanlar, depolanmış insan gıdası malzemeleri, depolanmış havyan gıda malzemeleri) vardır. 270.000 Ermeni ailesinin her biri için 17.000 frank olarak hesaplanan toplam 4 milyar 600 milyon franktır.
Şehirsel kesim Ermenileri (Konstantinopol hariç): Zarara uğratılan 90.000 aileden her birinin kayıpları 36.000 frank olup toplam miktar 3 milyar 250 milyon franktır.
Okul, kilise, ve diğer ortak kullanım binalarının değerleri yaklaşık 75.000.000 franktır (hayret burada milyarlardan bahis yok.. aman aramızda kalsın)
Toplam mal ve iş kayıpları yaklaşık 8 milyar frank olarak belirlenmiştir.
Buna tabii kayıp insan hayaların eklemek gereklidir. Bu da yaklaşık 7 milyar franka eşittir. Her bir öldürülmüş Ermeni'ye 5.000 frank değer biçilmiştir.
Toplam Ermeni kayıpları 1919 raiçlerine göre 14.5 milyar frank olup, bu değer 1990 verilerine göre 100 milyar dolar olarak belirlenmiştir (Türkiye'nin bugünkü ihracat rakamları). (Örneğin, 1919da bir koyunun değeri 20 frank idi. Bugün bu değer 20 veya 30 katıdır. Kevork Baghdjian, La Confiscation adlı yapıtında bu değerleri 1987 değerlerine 1e 33 modern frank olarak çevirir ve toplam 489 milyar 50 milyon franka ulaşır)
Mayıs 1915te Osmanlı İçişleri Bakanlığı "Savaş Sonucu ve Olağanüstü Politik Nedenlere Dayanılarak Sürülmüş Kendi Ermeni Vatandaşlarının Taşınabilir ve Taşınmaz Mallarına Dair Yönetmelik" çıkarmış ve uygulamıştır.
Kanuna göre kurulan özel komiteler terk edilmiş tüm malların listesini çıkarmakta idi. Bu mallar devletin muhafazasında bulundurulacaktı. Bir kopyası komitelerde bulunan ve bir kopyası de Osmanlı hazinesine sunulan listeler sürülen Ermeniler'e de verilmişti. Bozulabilecek Ermeni malları satılacak ve kazanılan gelirler Ermeni sahipleri adına yatırılacaklardı. Yine kanuna göre Balkan Savaşları'nın malulleri ve göçmenleri, düzenli olarak tanzim edilmiş ve resmi kayıtlar altına alınmış belgelerle geçici olarak Ermeni evlerine ve topraklarına yerleştirileceklerdi. Türk göçmenleri tarafından istenmeyen Ermeni mal ve toprakları açık arttırma metotları ile halka satılacak ve gelirleri Ermeni sahipleri adına yatırılacaktı.
Ama gerçekte, tüm taşınabilir mallar çeteler tarafından yağmalanmış, ve evler, çiftlikler, dükkanlar da gerçek değerlerinin küçük yüzdeleri karşılığında komiteler tarafından tanıdık ve yakınlara satılmış, ve paralar da ya komite üyeleri tarafında alınmış ya da merkezi hazineye gönderilmişlerdi.
4 ay sonra, 26 Eylul 1915te terk edilmiş Ermeni mallarına yönelik başvuruların yapılabilmesi ve ele geçirilebilmesi adına 2. bir tamimname çıkarılmıştır.
Terk edilmiş mallara yönelik konu Haziran 1918 Batum Antlaşması sırasında yeni kurulmuş Ermeni devleti ve Türkiye arasında gündeme gelmiş, mal hakları garanti altına alınmış ve devletin el koyması halinde karşılıklarının Ermeni sahiplerine ödenmesi de şart koşulmuştu.
Resmen belgelenmiş Ermeni mallarının yeniden talep edilebilmesi Ağustos 1920 Sevr Antlaşması'nın 144üncü maddesine göre yeniden belirlenmiş ve ayrıca 1915 kanununun "Terk Edilmiş Mallar" bölümü iptal edilmiş, Ermeniler'in evlerine dönmeleri ve ev ve iş yerlerinin tamir edilerek eski hallerinde teslimi de kabul edilmişti.
League of Nations (eski Birleşmiş Milletler) Konsey'i tarafından atanan tahkim komisyonları Ermeni iddialarını denetlemek üzere kuruldular. Eski Osmanlı vatandaşları yeni ülkelerin vatandaşlıklarını edinmiş olsalar bile kendilerinin malları restore edilerek eski hallerine getirileceklerdi. Her ne kadar hükümetler tarafından tasdik edilmemişse de, hem Türkiye hem de Ermenistan Sevr Antlaşması'nı imzalamışlardır ve yargı eksperlerinin kanısına göre Antlaşma'nın yükümlülüklerine saygı duyulması gerektirmektedir.
Türkiye tarafından her birisi imzalanan Aralık 1920 Alexandrapol, Mart 1921 Moskova, Ekim 1921 Kars, ve Nisan 1922 Ankara Antlaşmaları da azınlık mallarına yönelik maddeler içermektedir. Pek tabii ki bütün bunların hiç birisi hayata geçirilmediler. Daha da kötüsü Türk hükümeti mallara el koymalara yönelik yeni yeni kanunlar çıkarmakta idi. Ankara Hükümeti Fransa 1922 Antlaşması aracılığı ile Fransızlar'ın geri çekilmesinden sonra Adana'daki Ermeni mallarının korunması dair madde daha sonra Türkiye tarafından alay edercesine yeni bir kanunla ihlal edilmiş, ve sözde "düşmandan kurtarılmış" bölgelerdeki tüm mallara Türk devleti tarafından el konulmuştur.
Bir yıl sonra 15 Nisan 1923'te yeni Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından hemen önce, "Terkedilmiş Mallar Kanunu", Türkiye'den ayrılma nedenleri ne olursa olsun Türkiye'de artık yaşamayan Ermeniler'in mallarına el konmasını sağladı.
Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması, her şeye rağmen, Türk vatandaşı olmak kaydı ile, azınlıkların korunmasını sağlamıştır ve bu koruma emri halen de geçerlidir.
Görüldüğü gibi, hiçbir şey Türkiye'nin belirli azınlık guruplarını Türk vatandaşlığından mahrum bırakmasını mümkün kılamamıştır. Türk hükümeti Lozan'daki başarısının ardından Ermeni sorusunun gömülmesi girişimlerine dair aynı yılın Eylül ayında çıkardığı yeni bir kanunla Adana ve Doğu yörelerinden sözde "göçmüş" Ermeniler'in Türkiye'ye dönüşlerini yasaklamıştır.
Ağustos 1926'da Türkiye hükümeti resmen yaptığı bir deklarasyonla, Lozan Antlaşması'nın geçerli olmaya başladığı 6 Ağustos 1924 öncesi haciz ettiği tüm mallara ey koymaya devam edeceğini bildirdi.
Mayıs 1927'deki bir Türk kanunu da İstiklal Savaşı'nda yer almamış ve 24 Temmuz 1923 ve 27 Mayıs 1927 tarihleri arasında yurt dışında bulunmuş herkesi Türk vatandaşlığı dışında tutmak kararı aldı.
Bu karar, temel itibarı ile tüm el koyulmuş Ermeni mallarının kaderinin üzerine mühür başmış oldu. 1925 ve 1928 arasında Birleşmiş Milletler nezdinde yapılan tüm protestolar Türkiye tarafından en bir hareket gördü veya Türkiye tarafından reddedildi. Ve artık müttefiklerin menfaatleri artık, halen Sovyetleştirilmiş Ermenistan'ın yanında değildi. Ermeni malları Ermeniler'le birlikte unutulmuştu.
Bu yüzyılın ilk soykırımı dehşetine ek olarak ve böylece Türkiye Cumhuriyeti, bu Osmanlı hükümeti tarafından başlatılanı bitirmiş ve zamanımızın en büyük mal varlığı hırsızlığının son parlatma hareketini yerine getirmişti.Ermeni anavatanından Ermenilerin atılmasının ardından gelecek mantıklı ikinci adım, soykırımının ayak izlerinin silinmesi işleminin tamamlanması amacı ile yeni el koyulmuş topraklardaki tüm Ermeni bağlantılarını ortadan kaldırmaktı. Dolayısı ile Ermenistan adı tüm Türk haritalarından, dokümanlardan çıkarıldı ve kaza eseri Ermenistan teriminin yer aldığı tüm okul kitapları ve kitaplar toplatıldı, el koyuldu veya imha edildi. Türk hükümeti, Ermenistan medeniyetinin izlerinin tümünü onun tarihi topraklarından ve ortadan kaldırabilmek için büyük çabalarda bulunmuştur. 1950 sonlarında sistematik bir çalışma ile tüm şehir, kasaba, ve köylerin isimlerini değiştirdi. Türk tarihçileri yeni tarih yazmaya devam ettiklerinden yeni Ermeni nesilleri kendi ırkdaşlarının yaşadıkları eski Ermeni yerleşim yerlerinin izlerini bulmakta zorluk çekeceklerdir.
Turistik açıdan göz önünde olan İstanbul hariç, Türkiye tarafından kontrol edilen diğer tüm geçmiş Osmanlı topraklarındaki Ermeni kültür kalıntıları, soykırımının ısrarlı bir şekilde devamı ile ortadan kaldırılmışlardır.
Ermeni kiliseleri milli hayatımızın şahitleridir. Kazazedelere ait dini anıtları soykırımının faillerinin yüz karasıdır. Bu anıtların sayısı ne kadar çok olursa Türklerin bilgi kirliliği yaratmaları o kadar zor olacaktır. Bu nedenle tüm Ermeni anıtları dün ve bugün tehdit altındadırlar. 1984'ün Nisan'ında Halk Mahkemeleri'nde yaptığım şahitlik sırasında büyük sayılarda Ermeni anıtlarının görsel ispatlarını sunmuştum. Dolayısı ile burada sadece Ermeni kiliselerinin tahriplerini sadece özetleyerek geçebileceğim.
1. Yangın çıkarmak ve bombalamak yolu ile kasıtlı enkaz haline getirme politikası. Tüm Ermeni bölgeleri bundan etkilenmiştir. 1915 1923 arasında 1000 kadar Ermeni kilisesi ve manastır tamamen ve 700 kadarı da kısmen harap edilmiştir.
2. Sonradan gelen ve yine kasıtlı olarak anıtların patlayıcı maddeler ve top atışı yolu ile harap edilmeleri
3. Kasıtlı ihmal ve bölgedeki köylülerin tahribat yapmak üzere cesaretlendirilmeleri ve teşvik edilmeleri. Ermeni kiliselerinden kesilme taşlar yeni bina yapımlarında kullanılmıştır.
Mart 2007 Hollanda'da, toplanan Uluslarararı Halk Mahkemesi
(Halk Mahkemeleri 1979da hukuk uzmanları, entelektüeller, ve yazarlar tarafından İtalya'da kurulmuş Uluslar arası Savaş suçları Mahkemelerinin bir devamıdır. )
4. Ermeni kiliselerinin camiler, müzeler, hapishaneler, spor merkezleri, tahıl ambarları, at ahırları ve çiftliklere dönüştürülmeleri
5. Minimum bakımı temin etmemek yolu ile kasten tahrip. Geriye kalan tüm Ermeni kiliseleri bu tehlike altında yaşamaktadır.
6. Yol, köprü ve diğer kamu çalışmaları nedeni ile ortadan kaldırma, yıkma, bombalama
7. Bir anıt veya kilisenin milli kimliğini unutturmak amacı ile üzerinde yazılanları tahrip
8. Kasıtlı olarak Ermeni binalarının Türkçe ve Selçuklular'a atfedilerek adlandırılmaları. Bunun en güzel örneği 10. yüzyıl mimarileri olan Akdamar ve Kars'tır. Ne enteresandır ki, bu anıtlar Selçuklular tarihe girmeden evvel hayatta idiler.
Türkiye, uluslararası camianın örnek bir üyesi olmak, çeşitli uluslar arası antlaşmalara imzalar atmak, ve azınlık hakları ve anıtlarını korumak iki yüzlülüğüi altında soykırımı politikalarını devam ettirmektedir.
Bu tip anlaşmalardan bazıları şunlardır:
A. Özellikle azınlıkların korunma ve gözetilmelerini belirleyen, yeniden düzenlenmiş 1923 Lozan Barış Antlaşması'nın 38 ve 44üncü maddeleri. Ancak yabancı denetimcilerin sürekli olarak bildirdikleri gibi Türkiye bu anlaşmaları ihlal etmiştir. Yakınlara kadar bir Ermeni kilisesinin tamir işlerinin yapılabilmesi için hükümetin izni gerekmekteydi ve sıklıkla bu izin verilmemekteydi. Ermeni kilisesine nüfuz hakkı verilmemektedir. Kiliselerin vergiye tabi tutulmalarına dair tehditler de yer almaktadır.
B. Türkiye, azınlık haklarını tanıyan, Birleşmiş Milletler Uluslararası Sivil ve Politik Haklar Sözleşmesi'ni imzalamıştır.
C. Türkiye 1954 Lahey Savaş Zamanı Kültürel Anıtların Korunması Antlaşmasını 1965te imzalamıştır.
D. 7 Ocak 1969'da Türkiye, Kültürel Anıtların Korunması Uluslar arası Antlaşmasını imzalamıştır.
Birçokları da, tarihi anıtların korunması üzerine geniş bir yönetim bürosu olan UNESCO'nun Türkiye'deki anıtları korumaya alması hakkında girişimlerde bulunmasını istemektedir. Ancak UNESCO'nun böyle bir girişimde bulunabilmesi için, yönetmeliğine göre, anıtların bulunduğu ülkeden davet alması gerekir. Daha da ötesinde, bazı uzmanlar bu konuda dikkatli olunması gerektiğini bildirmektedirler. Çünkü UNESCO, 1976 Azınlık hakları Raporu'nun 32. maddesinde çerçevesinde Türkiye'nin azınlıklara karşı uluslararası sözleşmelere yönelik ihlalleri karşısında şu bildirimde bulunmuştu:
Birçokları, tarihi anıtların korunması üzerine geniş bir yönetim bürosu olan UNESCO'nun Türkiye'deki anıtları korumaya alması hakkında girişimlerde bulunmasını istemektedir. Ancak UNESCO'nun böyle bir girişimde bulunabilmesi için, yönetmeliğine göre, anıtların bulunduğu ülkeden davet alması gerekir. Daha da ötesinde, bazı uzmanlar bu konuda dikkatli olunması gerektiğini bildirmektedirler. Çünkü UNESCO, 1976 Azınlık Hakları Raporu'nun 32. maddesi çerçevesinde Türkiye'nin azınlıklara karşı uluslararası sözleşmelere yönelik ihlalleri karşısında şu bildirimde bulunmuştu:
"We would like to see the Armenian monuments in eastern Turkey better cared for, although we would warn any Western government (or UNESCO) from pressing the Turks on this matter, a course of action which would only hasten the destruction of the monuments that remain"!
"Türkiye'nin Doğu'sundaki Ermeni anıtlarının daha iyi korunduklarını görmek isteriz, ancak bu yöndeki eylemlerin sadece geriye kalan anıtların harap edilmelerini hızlandıracağı nedeni ile, Türkleri bu konuda baskı altına almak konusunda UNESCO veya herhangi bir Batılı hükümetini uyarırız."
Türkiye'nin Kürt toplumuna karşıt bugünkü politikası, onun azınlıklara karşı olan tarihi tutumunun ve küstah kayıtsızlığının altını çizmektedir. Bugün, Türkiye hala, 1915 ve ardından gelen süreçte imzaladığı uluslararası kanun ve antlaşmalara aykırı ve kanun dışı olarak el koyduğu toprakların işgaline devam etmektedir.
Bu büyük restorasyon ve korumacılık yüzyılında, 16 yüzyıllık depremlere ve erozyona kafa tutmuş kiliseler, bir iki nesil içinde yok olacaklardır.
Birçok ülkeden bilim adamının cansiperane çalışmaları ve onların araştırmaları, fotoğrafları ve yazılmış dokümanlarına rağmen, Batı devletleri açıkça soykırımını tanımadıkça ve beraberce Türk devletini ikna etmedikçe, bu tahrip ve hırsızlığın sona ermesine ilişkin çok az bir umut vardır.
Şimdiye kadar ne antlaşmaların, ne Avrupa Parlamentosu'nun, ne de Avrupa Birliği'nin tehditleri bir işe yaramamıştır. Türkiye'nin Kürt toplumuna karşıt bugünkü politikası, onun azınlıklara karşı olan tarihi tutumunun ve küstah kayıtsızlığının altını çizmektedir.
Ne yapılabilir? (der Kuyumcuyan)
Şimdiye kadar diasporanın yaklaşımı sempatizan ülkeleri Ermeni konusunda ikna etmek yolunda olmuştu.
Teorik olarak, konu Birleşmiş Milletler veya Uluslararası Adalet Mahkemesi'ne getirilebilir. Şimdiye kadar ve şimdi, problem bu konunun çeşitli hükümetler tarafından sponsor edilmesini gerektiriyordu ve hala da gerektiriyor. Çünkü Birleşmiş Milletler'in veya Uluslararası Adalet Mahkemesi'nin yapısı gereği, kendileri sadece uluslararası ailede resmen tanınmış ülkelere hizmet verebilirler. Bu nedenle, Ermeniler şimdiye kadar Yunanistan, Kıbrıs, Lübnan ve Arjantin gibi Ermeni iddialarını destekleyebilecek ülkelere yönelmişlerdi.
Yeni Ermenistan devletinin 1991'de kurulması ve Birleşmiş Milletler'e kabulu ile olaya yeni bir boyut eklenmiştir. Açıkça ortadadır ki, bugüne kadar ender ortamlarda bu yeni yetkilerini kullanmaya yeltenen Ermeni devletinin elinde bu konuda büyük kozlar vardır. Her hangi bir zaman, veya eğer Ermenistan'ın bir girişimde bulunmaya karar verecek olursa, bu girişim temel olarak Ermenistan'ın tartacağı bir politik karardır.
Bu yaklaşımlarla ele alındığında, 2 ek çözüm daha eylemler olarak ortaya çıkabilir.
1. Avrupa'nın yeni adalet yapılanması ve birleşik yeni yapılanması gereği olarak, geçmişte sadece hükümetler başka hükümetlerden davacı olabiliyorken, artık bireylerin de şahsen devletleri mahkemeye götürebilmesi gibi yeni bir adalet aracı ortaya çıkarmıştır. Türkiye, Avrupa Birliği'ne girişi yaklaştıkça, özellikle soykırımını kabul etmiş üye ülkelerden birinin vatandaşı olabilecek Ermeni soykırımı kurbanlarının veya onların soylarından birinin kendisini mahkemeye vermek riski ile karşı karşıyadır. Türkiye gelecekte artık zar tutarak dalavere getiremeyeceği bir hukuki sistemle uğraşmaya razı olabilir.
2. Bir başka fırsat da Ermeni kilisesinin daha yeni yeni el koyulmuş mallarına yönelik tutumu olabilir. Dini binalarına dair sahiplik bildirimleri, bireysel varlık istemlerine nazaran her zaman daha az itilaflı durumlar yaratmıştır. Ruslar'a karsı bu konuda elde edilen başarıları, Ermeni kilisesinin 1700üncü doğum yılında Türkiye'den de alabiliriz. Neden olmasın? Bu konuya dair kanuni girişimlerin yapılmaması için bir neden yoktur. Akdamar ve Ani, Ermeni kilisesinin yönetimine bırakılmalıdır. "
Evet, Kuyumcuyan'ın yani konuüzerindeki Ermeni fikir ve aksiyon liderinin geleceğe yönelik düşünceleri bunlardır. Yani eski Ermeni mallarına yönelik istemler er ya da geç uluslar arası mahkemelere götürüleceklerdir.
İşte tüm bu açıklamalar nedeni ile de Türkiye ve özellikle onun bankacılık ve sigortacılık sektörleri, bu ülkeye en küçük bir saygı ve sevgi taşıyorlarsa, bundan böyle yeni ortaklık yaklaşımı yogurtlarını 100 kere üflemeden yememelidirler.
Osmanlı zamanındaki Ermeni mallarına yönelik başka gelişmeler:
Ermeniler tapu arşivi kurdu, Aksiyon Dergisi 23 Haziran,. 2003
"Ermeniler her türlü gayrimenkullerinin takip ve tescili için Beyrut"ta bir tapu arşivi kurdu. Arşivde hem Osmanlı dönemine, hem de günümüze ait belgeler kayıt altına alınıyor. Amerikalı tarihçi Justin Mc Carthy Ermenilerin ciddi bir enformasyon topladıklarını söylüyor.
Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi Başkanı Ercüment Kılıç"ın Ermenilere ait Osmanlı sigorta poliçelerinin Amerikan ve Fransız şirketlerinin elinde olduğunu açıklaması üzerine "Ermenilerin tazminat talebi" konusu tekrar tartışılmaya başlandı. California Valisi Gray Davis"in trilyonlarca değerdeki sigorta poliçelerine yönelik zaman aşımının olmadığını söylemesi ise fırsat kollayan Ermenilerin adeta ekmeğine yağ sürdü. Valinin açıklaması sıradan bir yorumdan çok yaklaşık yüz yıl süren hukuki bir mücadelenin de mutlu sona ulaşan tescili niteliğinde. Bundan sonraki aşamayı da yine Ercüment Kılıç açıklıyor; "Ermeniler davalar açıp trilyonlarca lira "soykırım tazminatı" isteyecekler." Peki çoğu gizli arşiv kayıtları olan bu belgelere nasıl ulaşılıyor? Bu soruyu cevaplamak için Ermenilerin yoğunlukta yaşadığı Beyrut"u mercek altına almak gerekiyor. Yıllardır burada çalışmalar yapan Ermeniler iki yıl önce kurdukları "Tapu Arşivi"nde bütün kayıtları bir havuzda topluyorlar. Arşiv görevlileri ise sıradan memurlardan çok belirli konularda kariyer yapmış kişilerden oluşuyor. Bu uzmanlar aynı zamanda "Ermeni Araştırma Komisyonu"nun da üyeleri konumunda. Türkiye"den tazminat alabilmek için Ermenilerin uzun yıllardır çalışma yaptıklarını ve sırf bunun için arşiv kurduklarını Amerikalı profesör Justin Mc Carthy değişik zamanlarda yaptığı açıklamalarda dilegetiriyor.
Her belge arşivleniyor... Beyrut'ta müze açan Ermeniler yaklaşık iki yıldır da tapu ve kayıt arşivi yapıyor. Antelias Ermeni mahallesinde Kilikya Kilisesi"nin bir bölümünü arşive dönüştüren Ermeniler, kendileriyle ilgili bütün tapu ve tarihi belgeleri kayıt altına alıyorlar. Ermeni konusu üzerine geniş çalışmalarıyla tanınan Justin Mc Carthy de Ermenilerin elinde yeterli miktarda tapu ve arşiv belgesinin bulunduğunu söylüyor. Mc Carthy"ye göre Ermeniler bu konuda planlı çalışıyor ve kapsamlı hazırlıkları bulunuyor; "Ermeniler Beyrut ile sürekli temas halindeler. Beyrut çalışma yapmak için çok rahat bir yer. Buranın önemli noktaları Ermenilerin elinde bulunuyor." Kilikya Ermeni Tapu Arşivi Ermenilerin tazminat isteme ile ilgili bütün belgelerinin arşivlendiği yer. Arşivde Osmanlı döneminden kalma, tapu, kadastro kayıtları olduğu gibi Fransızlardan kalma tapu belgeleri de bulunuyor. Yine arşivde Osmanlı dönemine ait Ermenileri ilgilendiren banka makbuzları, arazi kroki ve planları gibi birçok arşiv belgesi de kayıt altına alınmış. Bu arşivde ayrıca Ermenilerin Türkiye"de kendilerine ait olduğunu söyledikleri mekanların, arazilerin hem yıllar öncesine hem de son hallerine ait fotoğrafları bulunuyor. Sadece Türkiye"ye yönelik evraklar değil şu anda Ermenistan"da tutulan kayıtların bir kopyası da yine sözde arşive gönderiliyor. 2 yıl önce müzeyi gezen ve müze hakkında bilgi alan Arkeolog Semih Yalın, Tapu Arşivi"nin o dönemde kurulduğunu söylüyor. Yalın; "Kilikya Kilisesi, kilise, müze ve arşiv binası olarak kullanılıyor. Buradaki müzede tarihi eserler sergileniyor. Çoğu da Türkiye"den gitme. Ancak bir de arşiv bulunuyordu. Arşivin herkes tarafından gezilmesi yasak. Fakat oradaki Ermeniler bunu tapu ve kayıtları depolamak amacıyla oluşturduklarını söylüyor. Zaten bir de uzmanlardan oluşan bir Araştırma Komisyonu faaliyet gösteriyor.
İki yıl önce Lübnan vatandaşı Beyrut Ermenilerinden Kivork Khajerian Adana Adliyesi'nde açtığı davada Osmanlı tapusu ve Ziraat Bankası makbuzunu delil olarak gösterdi. Adana Çimento fabrikası yakınlarındaki Kafirkan mezrasında babasına ait arazinin olduğunu ve bunun tapu tespitinin yapılmasını isteyen Khajerian"ın elindeki kayıtları Beyrut"taki Ermeni arşivinden aldığını söylemesi dikkat çekiciydi.
Ermeni Araştırma Komisyonu, soykırım konusu, tapu ve tarihsel davaları takip etmek için yaklaşık 3 yıl önce kurulmuş özel bir kuruluş. Beyrut"ta faaliyet gösteren komisyonunun 20?ye yakın üyesi bulunuyor. Üyelerin çoğu hukukçulardan oluşuyor. Tarihçiler ve tapu-kadastro konusunda uzmanlar da komisyonun ana üyelerini teşkil ediyor. Komisyonun bir papaz, bir de doktor üyesi bulunuyor.
Dünyanın değişik yerlerinde yaşayan diaspora Ermenilerinin müze ve kayıt merkezi olarak kabul edilen Beyrut genel anlamda da Ermenilerin bilgi aldığı üs konumunda. Tapu veya Ermeni tarihi ile ilgili bütün bilgiler burada toplanıp daha sonra dünyanın değişik yerlerine gönderiliyor. Şu anda Fransız ve Amerikan şirketlerinin elinde bulunan sigorta poliçelerinin ek kayıtlarının Beyrut"tan gönderildiği aktarılıyor. Doç. Dr. Kerim Öztürk, Beyrut"taki Ermenilerin siyasi anlamda dünyadaki diğer Ermeniler üzerinde etkisi olduğunu belirtiyor; "Buradaki Ermeniler siyasi anlamda Amerika ve dünyanın diğer yerlerindekilerle ciddi bağlantı halindeler. Beyrut"taki Ermenilerin ileri gelenlerinin dini vasıflarının olması diğer Ermeniler üzerinde ister istemez manevi bir baskı unsuru oluşturuyor. Zaten Ermenilerin yönlendirme merkezi de burası. Ama burası dünya kamuoyundan gizli ve derinden çalışıyor. Kimse de pek ne yaptıklarını bilmez. Hep ön plana Amerika"daki Ermeni lobileri çıkıyor. Ama kesinlikle her hareket Beyrut"tan kontrol ediliyor."
1921 tarihinde Türkiye'den ağırlıklı olarak Çukurova'dan ayrılan Ermeniler Beyrut'u merkez olarak kullanmaya başladı. Kendilerine ait mahalleleri ve kiliseleri bulunuyor. Burada her şey kilise tarafından kontrol ediliyor ve ileri gelenleri de yine papazlardan oluşuyor. 1960 yılında dini ve siyasi bir örgütlenmenin içine giren Beyrut Ermenileri ASALA vasıtasıyla Türkiye'"ye karşı terör ve propaganda faaliyetleri sürdürürken bir yandan da Sevr modeline uygun proje çalışmaları yapıyor.
Siyasi anlamda Beyrut"tan yönlendirilen Ermenilerin değişik ülkelerde 32 derneği bulunuyor. 12 bin 28 kiliseye sahip olan Ermeniler "Büyük Ermenistan" hayali için yapılan propaganda faaliyetleri, tanıtım ve bildiri broşürleri için de yılda ortalama 11 trilyon lira para harcıyor. Dünya çapında 10 televizyona sahip Ermenilerin 25 radyosu, 118 dergi ve gazetesi bulunuyor."